
Eski ve yeni sömürgeci bütün Batılı ülkeler nükleer silaha sahip olma hakkını kendilerinde görürken, İslam dünyasındaki ülkelerden herhangi birinde nükleer silah üretilmesine asla izin vermek istemiyorlar. İslam ülkelerinden birinde nükleer faaliyet başlar başlamaz, “nükleer silahların teröristlerin eline geçebileceği” yönündeki kaygılarını gündeme getiriyorlar. Neden?
Tüm dünya siyasi haritasını şöyle bir gözlerimizin önüne getirelim. Gelişmiş ülkeler arasında yer alan herhangi bir İslam ülkesi göremiyoruz. Bütün İslam ülkeleri az gelişmiş ya da daha kibarca bir deyimle, “gelişmekte olan ülkeler” olarak tanımlanıyor. Ülkeler ekonomisi açısından baktığımızda da, İslam ülkelerinin genellikle montaj üssü olarak çalıştığı, Batılı gelişmişler tarafından her yönden denetim ve dayatmalar altında tutulduğunu görüyoruz. Bu ekonomik tablo içindeki İslam ülkeleri halkları giderek fakirliğe, açlığa, Batı’nın sömürüsüne karşı isyan hareketleri gerçekleştirirken, çıkarlarının zedeleneceğini bilen Batılılar O’nları terörist olarak nitelendiriyor.
FİLİSTİN’İN DÜNYAYA TANITTIĞI İNTİFADA (intihar saldırısı) SADECE İSLAM HALKLARI İÇNE UYGULANIYOR… HİÇ FRANSIZ YA DA AMERİKALI İNTİHAR SALDIRGANI GÖRDÜNÜZ MÜ? YA DA KADIN ERKEK, HALKINI İNTİFADAYA SÜRÜKLERKEN KENDİSİ DE CANLI BOMBA OLAN BİR İSLAM LİDERİ GÖREBİLDİNİZ Mİ?
Yok değil mi? İnsanın en kutsal hakkı olan “yaşamak hakkı,” böylece kandırılmak suretiyle elinden alınmış oluyor…
Batı, hem Müslüman halkları sömürüyor ve hem de beyinlerine yanlış mücadele yöntemleri zerk ederek, dolaylı yollardan onların katledilmesine imkan tanıyor… Ve sonuçta onları terörist olarak adlandırıyor.
Hangi insan intihar bombacısı olmayı kabul edebilir? Sorgulama mantığı eksik bırakılmış insanların kendilerine dayatılan her şeyi kabul etmeleri bu tip davranışların temelini oluşturmuyor mu?.. Düşünelim bakalım… Cennete gideceği vaadiyle kandırılarak intihar bombacısı yapılan insancıklar, sadece İslam ülkelerinde var…
Çünkü eğitimsiz bırakılan İslam halkları, bu dini istismar aracı olarak kullanan büyük çıkar sahipleri tarafından beyinleri yıkanmakta ve sorgulama mantığından yoksun bırakılmaktadırlar…
Kralları neredeyse on yıldızlı otellerde, lüks ve ihtişam içinde keyif çatarken, sömürdükleri aç ve yoksul halkları, bu durumun kaderleri olduğuna inandırıyorlarsa, ve bu durumu sorgulamanın günah olduğunu düşünerek açlığa katlanıyorsa, bu insanlar aynı günah korkusu ya da cennet umudu ile kolayca birer intihar bombacısı haline getirilemezler mi?.. Bu noktadan hareketle ABD’nin, önce BOP olarak ortaya attığı, sonra bu projenin uygulanması süreci içinde, “medeniyetler çatışması” veya “medeniyetler ittifakı” adları altında İslam dünyasına yönelttiği topyekun saldırının nedenleri apaçık ortaya çıkartılabilir… Sorgulama refleksinden yoksun bir eğitim ile beyinleri uyuşturulmuş olan insanlar ezilen toplumları oluştururken, bu toplumların üzerinde oturdukları topraklardaki doğal kaynaklara göz diken Batılı sömürgeciler, bu ülkelerin zenginliklerini paylaşmak için aralarında ittifaklar oluşturmaktadırlar. Batılı emperyalist ülkelere artık o ülkelerin yönetimlerinden sağladıkları paylar yetmiyor; kendileri doğrudan yönetim olmak istiyorlar. Batılılar Hıristiyan dinini benimsemişlerdir. Gasp edecekleri kaynaklar ise, Müslüman devletlerin elindedir… O halde bu saldırının adı, “Medeniyetler Çatışması” olabilir değil mi?
Kendilerini gelişmiş olarak adlandıran Batılı ülkelere bir bakın. Hepsinin geçmişinde fiilen yaşadıkları sömürgecilik var. Şimdi de bunun adı küreselleşme oldu. Eski sömürgeci araçları olan açık deniz gemileri, şimdi çok uluslu şirketler biçimini aldı.
Halklarını İslam diniyle ve günah korkusuyla kandırarak sorgulama mantığından uzak tutan kralların ve sözde demokratik yönetimlerin ülkelerine on yıllardır çok uluslu şirketleriyle saldırıyorlar. Şimdi artık bu da yetmez oldu. Ordularının hedefinde İslam ülkeleri var. Bir de hiç utanmadan kimyasal silah, nükleer silah, bunlara sahip olacak İslam ülkelerinin terör yaratacağı yalanlarını sıralıyorlar. Batı’nın bu kirli yalanlarına İslam halklarının, biran önce sorgulama mantığını geliştirerek, kendi yönetimlerini demokratikleşmeye davet ederek, baş kaldırması gerekiyor. Yoksa intifada yönteminin Batı’nın saldırı stratejisi karşısında en ufak bir başarı şansı bile olamaz. Afganistan’dakiler, Pakistan’dakiler, Filistinliler, sonraki aşamalarda diğer Arap ülkeleri halkları bunu düşünemiyorlar mı?
Ya Türkiye halkının kaderciliğine ne demeli? Patlayan maden ocaklarında, sele kapılan dere yataklarında, depremde yıkılan çamur evlerde, devrilen trenlerde ölümün niçin yer aldığını sorgulamanın ve kadere karşı gelmenin neresi günahtır?.. “O günah, bu günah, o kısmet, bu nasip,” diye başına her gelene tevekkülle boyun eğen Türkiye halkı, artık sorgulamayı öğrenmek zorunda değil mi? Bizler olup bitenleri sorgulamaya başladığımızda, neyin günah, neyin sevap olduğunu ve nelerin sürekli olarak kimlere kısmet olduğunu bir çırpıda görüverecek değil miyiz?.
Ha gayret… Bakalım daha öğrenecek nelerimiz var?..
LÜTFEN “TIK”LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com