sayı : 48
1 || 2 || 3 || 4    

TÜSİAD AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKARDI: EMEKÇİLERİ ESNETMEK İSTİYORLARMIŞ… - Selma Soyak
Selma Soyak




Türk toplumu TEKEL İşçilerinin haklı eylemlerine destek vermeye çalışırken, Şubat 2010’un ilk günlerinde TÜSİAD bir fırsat buluverdi ve işçi sınıfı için neler düşündüğünü, sürdürülebilir zenginliğin işçilerin nasıl esnetilmesiyle sağlanabileceğini bir çırpıda anlatıverdi.

TÜSİAD’ın yeni başkanı hanımefendi Tekel eylemlerine ilişkin olarak,

-          Umarız ki, iki taraf için de uygun bir anlaşma olur, derken reel sektörde yaşanan daralmanın işsizliği de körüklediğini, daralmaya çare olarak ilk plânda işçilik maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini açıkça anlattı.

İşçilik maliyetlerinin düşürülmesi için “esnek işçilik” önerisinde bulundu. Esnek işçilik denildiği zaman çok zarif bir tanımlama yapılarak bu kavramın içerdiği vahşet rahatça saklanmış oluyor. Bu zarafetin arka yüzünde ise, her yanından çekiştirilerek esnetilmeye çalışılan, bazen çekiştirilirken fazla esneyip ardı ardınca yok olan işçiler olabildiği gibi, bazen de çekiştirilirken esnemeyip direnen emekçiler var. O’nları da kırmanız gerekir. Maddenin mantığı bu değil midir? Kullanabilmek için esnetmek istersiniz, esnerse amacınıza uygun kullanırsınız. Esnemez ise de kırar, kaldırır atarsınız öyle değil mi?

Tekel işçilerinin iki aydan fazla zamandır sokaklarda kar, kış, soğuk, polis müdahalesi demeden yaptıkları eylemin nedeni de zaten 4C olarak adlandırılan esnek işçilik değil miydi?

İşveren kuruluşunun, devlet ya da özel sermaye şirketi olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Ya da adının esnek işçilik veya 4C olması da hedeflenen amacı değiştirmiyor. Değişen sadece söyleyiş biçimi oluyor. Devleti temsil eden yetkililer konuyu daha sert bir söylemle ortaya atarlarken büyük sermayenin temsilcileri gerçek bir ikiyüzlülükle esnek vs. gibi eksantrik sözcüklerin ardından iş yürütmeye çalışıyorlar. Yani diyorlar ki; zaten işsizlik almış yürümüş. Bu bahaneyle işçileri esnetelim, eline tutuşturduklarımızla esnetebildiklerimiz kalır… Esnetemeyip, hak mücadelesi içine girenleri de kapı önüne koyarız. Onların yerine yenileri gelir. Esnek işçilik budur Bilmem, ANLATABİLİYOR MUYUZ?

TÜSİAD, herkesin bildiği gibi, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği’ni ifade ediyor. Türk kamuoyunu meşgul eden ne konu varsa bu dernekten hemen bir yorum basına düşüyor. Kendilerini tehlikeye sokacak bir konu varsa, asla ileri çıkmıyorlar ama demokrasi, Anayasa, AB kriterleri, AB müzakere süreci vs. vs. gibi sözcükleri üst üste sıralayıp kendi çıkarlarını elde etmenin ya da elden kaçırmamanın yolunu bulmaya çalışıyorlar.  

Son defa yine böyle oldu. Reel sektördeki daralma, işsizlik oranının artması gibi konularda yorum yapmak üzere ortaya çıkan TÜSİAD Başkanı Hanım, ana amacın sağını solunu çekiştirdi. Hiç sıkılmadan,

-          Ne adım atsak Anayasa ayağımıza takılıyor, biran evvel gerekli değişiklikler yapılmalıdır” dedi.

Aksi halde işsizlik önlenemezmiş, toplumsal sorunlar devam edermiş falan filan.. Büyük sermaye sahipleri hiç durmadan konuşuyorlar. Her konuşmalarında demokrasi masalları anlatıyorlar. Basın ise, O’nlara bu masalların yaşananlarla ne ilgisi olduğunu hiç sormuyor. İşçi açık konuşuyor, sadece ekmek ve ekmek güvencesi istiyor. TÜSİAD’çılar ise, işçilere “ekmeğinizi azaltacağız” söylemini açıkça sürdüremeyecekleri için yerli yersiz Anayasa değişikliği, demokratikleşme, AB üyeliği, müzakere süreci gibi dertelri ile direkt ve somut olarak bağlantı kurulması mümkün olmayan sözler ediyorlar.  Haydi bir de biz TÜSİAD’çılara sormaya çalışalım: Bunlar ne istiyorlar?

1.- TÜSİAD olarak diyorlar ki;

- Her adımda ayağımıza Anayasa takılıyor. Bunu bir an evvel düzelterek ekonomik açıdan güçlenmek zorundayız.

O’nlara soralım bakalım, değişsin diye yıllardır yırtındıkları Anayasa’da O’nlarla ilgili ayrıcalıklı bir şey mi yazıyor? Ya da yazmasını mı istiyorlar? Değiştirilecek Anayasa’da ne yazmasını bekliyorlar? Esnek işçilik yazamayacağına göre, iş dünyasının düzenlenmesindeki kuralların tamamını TÜSİAD yazsın mı diyecekler? Anayasa’da “sermaye sahipleri holdingleşerek vergi plânlaması adı altında zaten azıcık vergi ödüyorlar, bunu da ödemesinler, vergilerin tamamını emekçi sınıflar dolaylı vergi olarak ödesin” gibi bir madde mi olsun istiyorlar? Ya da TÜSİAD’çılar ülkenin her şeyine karar veren makamın kendileri mi olsun istiyorlar?

2 – Gelir dağılımının büyük sermaye lehine çok bozuk olduğu Türkiye’de toplumun diğer kesimlerinin daha ne olmasını istiyorsunuz? Anayasa ayağınıza takılıyormuş? Emekçilerin boğazlarından keserek sizlere daha daha bir şeyler vermesini mi istiyorsunuz? Neyiniz eksik? Neyiniz yetmiyor?

Yıllardır iş başına gelen bütün hükümetlerin programlarına sizler yön vermez misiniz? Bakanlıkların kapılarını aşındırarak, demokrasi maskesi takarak, kapalı kapıların ardında hiç durmadan iş mevzuatını kendi çıkarlarınıza uygun bir hale getirirsiniz. Bu çalışmalarınızla işçi sınıfını öylesine bir açlık sınırına getirdiniz ki, artık bu çizginin altında yaşayamayacakları için, direniş yapmak zorunda kaldılar. Sizlerin bilmek istemediğiniz şey, bu sınırdan dönmelerine artık olanak kalmadığı..

Eğer hükümetin dayattığı ve TÜSİAD olarak sizlerin de ana amacınız olan esnek işçilik kavramı kabul edilecek olursa, her yıl sadece 11 ay çalıştıracak olan işçilerin, 11 ayın sonunda sözleşmelerini iptal etme olanağı doğmuş olacaktır. Böylelikle,  bu aynı işçilerle birkaç gün sonra yeniden sözleşme yapılarak, kıdem tazminatı haklarının fiilen ortadan kaldırılması imkanı yakalanmış olacaktır. Böylece kıdem tazminatları yutarak daha da zenginleşirsiniz. Sizin nazik deyiminizle, esnek işçilik ilkesi uygulanmış ve işçilik maliyetleri biraz daha indirilmiş olur.

Biz kabaca söyleyelim: İşçilik ucuzlamış, işçi ücretleri kapı önünde duran YEDEK İŞSİZLER nedeniyle var oma ile yok olma arasında gidip gelen bir esnekliğe ulaşmış olur. Bu esneklik nedeniyle her defasında daha ucuz işçi bulmanız kolaylaşmış olur. Özel yaşamlarınızda zaten artı değerlerin sağladığı lüksü ve adil olmayan gelir dağılımının nemalarını yaşıyorsunuz. Hâlâ ayağınıza takılan Anayasa neyinizi engelliyor? Sizler toplumun çok küçük bir yüzdesinde yer almakta olduğunuz halde bütün toplum adına tedbirler alma ya da hükümetlere yol gösterme çabaları sergiliyorsunuz. Bunun sebebi toplumun çok küçük bir parçası olmanıza rağmen toplam milli gelirin en büyük payını ele geçirmekte çok başarılı olmanız mıdır?

3 – TÜSİAD’dan başkan ya da birileri mikrofonu boşta bulup her eline aldığında, hemen demokrasi masallarının bir bölümünü anlatmaya girişiyorlar. “Daha çok demokrasi”, “demokratikleşme yolunda hızlı ilerleme sağlanması” gibi ninniler havalara saçılıyor. Ülkemizde yaşayan hiç kimse, sizlerin şu “demokrasi olmazsa ekonomik ilerleme de olamaz” masalınızın tam anlamını ve bu iki unsur arasında ne gibi bağlantı olduğunu anlayamıyor. Gerçekten bu sözün anlamı nedir? Siz daha ne istiyorsunuz?

Demokrasi denen şey, sizlerin daha çok zenginleşmek için iş mevzuatının sizlerin çıkarları doğrultusunda değiştirilip, emekçi haklarının kalan kısmının da sizlerin torbasına dolması değildir. Demokrasi, bir ülkenin kaynaklarının adil paylaşımı sonucunda toplumsal refahın sağlanmasını sağlayan bir yöntemdir. Demokrasi, bir avuç zenginin kaynakların çok büyük kısmına sahip olmaları sonucunda ülke nüfusunun çok büyük kısmının fakirliği paylaşması demek değildir. Kaynakların hepsinin sadece sermaye sınıfı çıkarları için harcanması, kapitalist sürecin devamı açısından mümkün değildir. Çünkü sahip olduğunuz sermayenin bütün getirilerini sadece ve sadece sizler ve aileleriniz sahiplenir, üretim sürecinde çalışma ortaklığı yaptığınız emekçi sınıfına sadece açlıktan ölmeyecek kadar pay verirseniz, o da artık üretilen hiçbir şeyi alamaz ve satılamayan ürünler piyasayı tıkar ve sonuç olarak üretim yavaşlar ya da tamamen durur. Sizler de güzelce fakirleşirsiniz. İşte o zaman fakirliğin paylaşımı başlar. Elinizde fırsat varken, adil olamazsanız bile, hiç değilse kendi çıkarlarınızı koruyabilmek için akıllı olmaya çalışın. Ama;

-          Hazır kriz bahanesi de var, biz şu emekçilerin haklarından biraz daha ele geçirelim, kıdem tazminatlarını esnek işçilik adı altında yutalım, her 11 ayda bir sözleşme iptaliyle yeni işçi alalım. Zaten, KAPİTALİZMİN TEMEL DİREĞİ YEDEK İŞSİZLER ORDUSU da kapıda bekliyor, her sözleşmesi dolanın yerine bir asgari ücretli alalım,  derseniz asla zenginleşemeyeceğiniz gibi bu defa sizler hızla fakirleşmeye başlarsınız.

Çünkü, açlık çizgisine inen emekçinin inebileceği başka yer olmadığı için sizin demokrasi masallarınız arasına kendi demokratik haklarını katar ve direnişe geçer. İyi kötü bir ekmeği ve barındığı nokta olan insanlar kadercidir, eylem sürdürmez. O ekmeği ve barınağını da elinden alırsanız yaşama şartları sona ereceği için direnmek zorunda kalır. İşte bu noktada, artık üretime katılmayan emekçi sınıfının ürettiği artı değerlerden mahrum kalacağınız için fakirleşmeye başlarsınız. Emekçide üretimin gücü vardır. Sizler emekçi ürettikçe elde ettiğiniz artı değerlerden dolayı zengin olursunuz. Emekçisiz üretim, üretimsiz zenginlik olmaz. Bu gerçeği unutup üretim yerine rantı seçtiğiniz her defasında fakirleşmeye başlarsınız.

Çocukluğunuzda sizlere anlatılan masalları bir daha tekrarlayayım isterseniz: Bir fabrikatör varmış, Fabrikada 1000 işçi çalışıyormuş. Adam çok zenginmiş.. Elini sıcak sudan soğuğa vurmazmış… Zenginleştikçe şımarmış, “işçileri azaltayım, maliyetleri düşüreyim, kalan işçiler daha çok çalışır işleri bitirirler,” diye düşünerek işçilerini azaltmış.. Bir zaman böyle devam etmiş, bakmış işler tıkır tıkır yürüyor. O da düşünmüş, biraz daha işçiyi kapının önüne koymuş, işler yine yürüyor, fabrikatör böylece daha çok kazanmaya devam ediyormuş. Bu kez işçi ücretlerinde kısıtlamaya gitmiş. Ücreti azaltılan işçi, yarı aç ve korkak hale gelince, daha çok çalışıyormuş. Böylece devam eden masalda fabrikatörün işçileri çok az kalmış ama üretilen malların adedi hep artıyormuş… Ama bir yandan da fakirlik başını alıp yürüdüğü için mallar satılamaz hale gelmiş… Malını satamayan fabrikatör, işten attığı işçilerin piyasadaki mal alımını daha da düşüreceğini hiç düşünmeden daha çok işçiyi işten atmış… Böylece işten çıkarttığı her işçi ve dolayısıyla satamadığı her maldan sonra fabrikatör de fakirleşmeye başlamış… İşte böyle… Böyle uzayıp gider masallar…TÜSİAD’çılar acaba bu masalları unuttular mı?..

 www.soruyusormak.com

 

 

     
Ziyaretçi İstatistiği
 
Ağustos 2010: 91.894
Temmuz 2010: 93.221
Haziran 2010: 88.379
Mayıs 2010: 84.983
Nisan 2010: 84.331
Mart 2010: 79.881
Şubat 2010: 67.387
Ocak 2010: 59.776
Aralık 2009: 48.812
Kasım 2009: 41.731
Ekim 2009: 37.762
Eylül 2009: 27.542
Ağustos 2009: 23.274
Temmuz 2009: 37.283
Haziran 2009: 31.234
Mayıs 2009: 36.403
Nisan 2009: 71.432
Şubat 2009: 72.217
Ocak 2009: 89.205
Aralık 2008: 98.482
Kasım 2008: 85.907
Ekim 2008: 99.655
Eylül 2008: 108.327
Ağustos 2008: 93.256
Temmuz 2008: 140.464
Haziran 2008: 84.770
Mayıs 2008: 88.155
Nisan 2008: 62.946
Mart 2008: 67.287
Şubat 2008: 47.535
Ocak 2008: 34.672
Aralık 2007: 26.450
Kasım 2007: 22.843
Ekim 2007: 20.779
TOPLAM:  2.248.275
GEÇTİĞİMİZ AY:  91.894


 

DNM-LER
Didim Akbük  1. Kordon  No:26  Aydın
Tel: 0256 8564012  Faks:0256 8565303
info@dnm-ler.com