sayı : 48
1 || 2 || 3 || 4    

SON HALİFE NİÇİN BİR İSLAM ÜLKESİNE GİDEMEDİ?.. - Selami Kareli
Selami Kareli




Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1 Mart 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında yaptığı konuşmada üç önemli noktanın altını çiziyor:

1.-     Millet, Cumhuriyetin bugün ve gelecekte her türlü sal­dırıdan kesinlikle ve sonsuzluğa değin korunmuş olmasını istemektedir.

2.-     “Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi” ilkesinin hiç vakit kaybedilmeden uygulanması ge­rekmektedir.

3.-     İslam dini, bir siyaset aracı durumundan arındırılması ve yüceltilmesi, kesin zorunluluk haline gelmiştir.

İşte Laik Türkiye Cumhuriyeti, bu konuşmada belirlenmiş bulunan temel ilkeler üzerinde inşa edilmiştir.

Din, siyasete alet edilmeyecektir.

Din, siyasetçilerin basit bir siyasi çıkar malzemesi olmaktan kurtarılacak ve dolayısıyla kutsal bir inanç düzleminde her türlü istismardan arındırılacaktır.

Şöyle diyor Cumhuriyetimizin kurucusu;

-         Efendiler,  gelecek kuşakların, Türkiye’de Cumhuriyetin ilânı günü ona en acımasız bi­çimde saldıranların başında, cumhuriyetçi olduklarını öne sürenlerin yer aldığını görerek şaşıracaklarını hiç sanmayınız!

Tersine, Türkiye’nin aydın ve Cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinenlerin gerçek düşünce yapılarını çözümleyip saptamada hiç de durak­samaya düşmeyeceklerdir.

Dini, bir siyaset malzemesi olarak gören ve onu bu yolda kullananlar, gerçekte, O’na saygı göstermeyen... dolayısıyla da, gerçek anlamda “dindar” olmayanlardır.

Siyaset, bir ülkenin en doğru, en adil ve en yararlı bir biçimde yönetilebilmesi için üretilen düşüncelerin tartışılması ve bunların en iyisinin saptanarak uygulanması için yürütülen özverili emek demektir… Ve aynı zamanda da, en iyi, en rasyonel ve en yararlı düşünceleri savunan ve dürüstlüğü ve kişiliği ile halkın güvenini kazanmış ehliyet sahibi insanların yönetime gelmesi için sürdürülen uygar bir mücadeledir. Daha doğru bir deyimle, böyle olması gerekir...

Sözünü ettiğimiz bu gerekliliklerden hemen hemen herkes yanadır… Ancak ortaya konan sosyal ve siyasi pratik, hiç de bu düşünceyi doğrular yönde değildir.

Bakınız siyaset yapmayı meslek edenmiş [yani geçim kaynağı haline getirmiş] insanlarımızın önemli bir bölümüne...

Ne görüyorsunuz?

Açın günlük gazeteleri, bastırın türlü çeşitli televizyonların düğmelerine… Ne görüp, ne okuyorsunuz?..

Tarikatlar, tekkeler, mollalar, hoca efendiler ve hilafeti geri getirmeye kadar varan siyaset bezirgânlıkları...

Bütün bunlar, halkın din duygularının istismar edilmesine yönelik, belirli bir sistem dâhilinde sürdürülmekte olan cumhuriyet düşmanlığıdır.

Ancak bütün bunları yapanlar, [Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi] görünüşte cumhuriyetçidirler.

Demokrasiden dem vururlar…  Din ve vicdan özgürlüğü savunucusu... Ve hatta “laik” düşünce yanlısı olduklarını söylerler.

Gazi Paşa’nın yıllar önce söylediği gibi, günümüzde bütün bunlara şaşırmıyoruz... Peki, şaşırmayıp da, ne yapıyoruz ve ne ediyoruz?..

İşte sorun buradadır.

Hilafeti getirecekler (miş)...

Hiç düşündünüz mü?.. Son Osmanlı halifesi, ülkeden “gönderildikten” sonra ne yaptı; ne etti?..

Nedense hazreti muhteremi hiçbir İslam ülkesi misafir etmedi... İzzet ikram ile ülkesine çağırıp, bir köşeye oturtmadı...

Osmanlı Halife Padişahı Vahdettin de, son Halife Abdülmecit de hiç bir İslam ülkesine çağırılmadı... Gitmedi... Gidemedi.

Lütfen biraz dikkat...

Vahdettin İngilizlere sığındı ve İtalya’nın San Remo kentine giderek, ölene dek orada yaşadı...

Son halife Abdülmecit ise, ölünceye dek Fransa’da ikamet buyurdu... Ve Fransız “cafe”lerinde,  bol bol soğuk sular içip, önündeki caddeden akar gibi geçen cıbıldak Fransız hatunlarına iç ve tespih çekerek, sakalını sıvazladı...

Bakalım, bugünün Vahdettinleri ve “çağdaş” Abdülmecitler, bütün bu olup bitenlerin ardından, hangi ülkeye sıvışmak yönünde yapacaklar tercihlerini?..

Hangi ülkeyi “şeref”lendirecekler?..

Ne dersiniz?

Bu ülke “kanlı-kansız”, ya da ılımlı ılımsız bir İslam ülkesi mi olacak?... Yoksa, gardrop Atatürkçülerinin ABD kapısına iliştirdikleri taşeron bir yan-kuruluş mu?..

Veya, tam bağımsız ve laik bir Cumhuriyet mi?..

Türkiye’nin başka bir seçeneği yoktur.

“Azıcık ondan, biraz da bundan,” düşüncesiyle varılacak bin menzil yoktur.

Tam bağımsızlık, kendi ülkenize egemen olmaktır.

Kültürüne egemen, ekonomisine egemen, siyasetine egemen…

Öte yandan, tam bağımsızlık olmadan laiklik de olmaz, cumhuriyet de…

Çünkü laiklik, aklın egemenliği demektir.

İnancın, vicdan alanında kalması ve halk egemenliğinin akla dayanması demektir. Bir başka deyişle, egemenliğin gökten değil, halk iradesine dayanması demektir.

İşte Cumhuriyet denen rejim de, halk iradesinin, hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan, kültürel ekonomik, siyasi ve dini baskı ve dayatmalardan azade hayata geçirilmesi ve uygulanmasıdır…

 

 

www.soruyusormak.com

 

 

     
Ziyaretçi İstatistiği
 
Ağustos 2010: 91.894
Temmuz 2010: 93.221
Haziran 2010: 88.379
Mayıs 2010: 84.983
Nisan 2010: 84.331
Mart 2010: 79.881
Şubat 2010: 67.387
Ocak 2010: 59.776
Aralık 2009: 48.812
Kasım 2009: 41.731
Ekim 2009: 37.762
Eylül 2009: 27.542
Ağustos 2009: 23.274
Temmuz 2009: 37.283
Haziran 2009: 31.234
Mayıs 2009: 36.403
Nisan 2009: 71.432
Şubat 2009: 72.217
Ocak 2009: 89.205
Aralık 2008: 98.482
Kasım 2008: 85.907
Ekim 2008: 99.655
Eylül 2008: 108.327
Ağustos 2008: 93.256
Temmuz 2008: 140.464
Haziran 2008: 84.770
Mayıs 2008: 88.155
Nisan 2008: 62.946
Mart 2008: 67.287
Şubat 2008: 47.535
Ocak 2008: 34.672
Aralık 2007: 26.450
Kasım 2007: 22.843
Ekim 2007: 20.779
TOPLAM:  2.248.275
GEÇTİĞİMİZ AY:  91.894


 

DNM-LER
Didim Akbük  1. Kordon  No:26  Aydın
Tel: 0256 8564012  Faks:0256 8565303
info@dnm-ler.com