“PARTİLİ” OLMAK - Songül Dikbilek
Songül Dikbilek
|
Parti tutmak, bir partiye oy vermek; ya da “partili” olmak...Bu kavramların her biri, başlı başına bir dünya ve teker teker hesaplaşılması gereken önemli satır/başları…Bir insan bir partiye sadece oy verebilir… Seçim zamanı mevcut siyasi partileri gözden geçirir; şunun şurası şöyle, bunun burası böyle, der. Seçim propagandasında kulak arkası ettiği birkaç sözü toplar, çarpar… Ve bir de lider “karizması”lna takılır medyatik gönlü… Ve sonuç olarak gider seçim sandığına, alır eline mührünü, kendisine takdim edilen çarşaf liste içindeki yuvarlaklardan birisinin içine basar “fikrinin ince gülü”nü... Hiç yapmasa daha iyi, diyecekseniz… Demeyin...Çünkü mührünüzü bir partinin yuvarlağına basmazsanız, cezası var; yuvarlanır gider ve peşin olarak ödersiniz!Bir partiye sadece oy verip, geride kalan 4-5 yıl boyunca mabadının acımayan bir nahiyesine oturan ikinci tür yurttaşımız, kolayca anlayacağınız üzere, oy vermekten öteye geçer ve bir partiyi “tutar”...Yani o, örneğin Fenerbahçelidir ve aynı zamanda “Bilmem/ Hangi Partili”dir.Dört döner yaşamının günlük meşgalesinin içinde, çevresinde, kıyısında… Ve bağırır durur:- En büyük bizim parti; başka büyük yok!..Varsa yoksa bu partinin renkleri, bayrakları, flamaları... Liderinin posterleri; eğer varsa, bu muhteşem liderle çekilmiş kendi, kişisel gülümseyen bir fotoğrafı… Filan!Psikiyatrik bir “fenomen”dir bu yurttaşımızın durum/vaziyeti… Ve ancak ihtisas sahibi teknik personelin üzerinde fikir yürüteceği klinik bir vakıa... Gelelim üçüncü çeşit “kişi”mize...Yani “Parti”li olma kavramına...Partili olmak, kişinin kendisi gibi düşünen insanlarla bir araya gelerek [örgütlenerek] bu düşünceyi hayata geçirmek için disiplinli bir uğraşın içine girilmesi demektir…Partili olmak, ülkenin sorunlarına getirilen çözümler konusunda partinin tüzel kişiliği ile fikir ve eylem birliği içine girmiş bir duruşun, bir tavır almanın etkinliği içinde yer almaktır..Partili olan kişi, partisinin görüşleri ile, [hiç değilse,] barışık olmak zorundadır.Parti görüşü ya da ideolojisi, kişinin davranışları ve hatta yaşantısı ile birlik ve uyum içinde olmalıdır.Bu parti, örneğin, ulusal tarım ürünlerinin desteklenmesi yönünde politika üretiyorsa, sözünü ettiğimiz partili yurttaşımızın, mis gibi Anamur muzu dururken, Çikita muz yemeyi tercih etmesi kabul edilebilir bir tavır değildir.Bu basit örneği biraz daha büyütüp, yaşamın her evresine ve tüm çevresine yaydığınız zaman, ortaya belirli bir düşünce tutarlılığı ve bu tutarlılığa dayalı bir davranış bütünlüğü çıkar...İşte bu davranış bütünlüğü ve bu bütünlüğün kaynağında yer alan dünya görüşü, bir “partili” için, vazgeçilmesi, ihmal edilesi ve çiğnenmesi mümkün olmayan bir düsturdur.Partili olmak, bu düsturu, disiplinli bir biçimde yaşamın temeli haline getirmek ve bu temeli, gerek düşünce ve gerekse eylem planında, düzenli ve bilinçli bir biçimde sürdürmek ve yenilenen sosyal pratik içinde, geliştirmektir.Betimlemeye çalıştığımız anlamda partili insan, kendisi için ve etki alanında yer alan diğer insanlar bakımından, parti görüşü çerçevesinde oluşan bir dünya görüşü ve bu görüş ile ilgili pratiğin yaşayan bir laboratuarıdır.Partili kişi, topluma önerilen geleceği temsil eden, kişisel bir örnektir.Sözünü ettiğimiz bu örnek insan olma sorumluluğu, ifade edilen siyasi ve toplumsal görüşlerin doğruluk ve tutarlığından çok daha önemli bir ahlaki gerekliliktir.Çünkü insanlar, sizin söylediklerinizden çok; yaptıklarınıza bakarlar... Ağzınızdan dökülen üç-beş cümlenin tutarlılığı ve teorik olarak doğruluğu değil; kişiliğinizden çevre yayılan etki ve güven duygusudur insanları yönlendiren temel öğe...“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” özdeyişi, söylemeye çalıştığımız tüm sözleri özetleyen gerçek bir “Öz”-deyiştir...O zaman, başımızı çevirip, şöyle bir [yeniden] gözden geçirelim ülkemizin tüm siyasal partilerini… Tek tek bu partilere mensup kişileri tarayalım zihnimizde ve tanıdığımız “partili” örnek insanları masamızın üzerine birer birer yatıralım… Ve bakalım.Bolca edilen lafları bir tarafa istif edip, yan tarafa bırakalım.Ve şöyle bir bakalım siyasetimizin toz duman içindeki arenasına:Kim bu ülkenin ulusal çıkarlarından yana davranıyor;Kim, ülkenin bütünlüğünü savunuyor?Kim, ulusal değerlerimize sahip çıkıyor?Kim, laik Cumhuriyet için gerçek bir mücadele veriyor?Ve kim, Lozan’la kazanılan mevzilerimizi gözünün bebeği gibi koruyor?..Ve hangi “partili” kişi ya da kişiler, çıkarlarının değil, ideallerinin arkasından gidiyor?..Nasıl, tespit edebiliyor musunuz?..O zaman hiç mesele yok…Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız:www.soruyusormak.com |
|