EKONOMİK KRİZ DERİNLEŞTİKÇE İŞÇİ SINIFININ SU YÜZÜNE ÇIKAN SORUNLARI. (1)
Geçtiğimiz 2009 yılının ortalarında başkent Ankara’nın göbeğinde başlatılan Tekel işçilerinin eylemi sürüyor. Eylemin 35. gününde Ankara’nın Sıhhiye meydanında 60.000 kişinin katılımıyla Genel Grev çağrısı yaptılar. O gün Tekel işçilerinin demokratik eylemlerine destek vermek amacıyla Türkiye’ye gelen Avrupa ülkeleri Gıda İşçileri Sendikası (EFFAT) genel başkanı da Sıhhiye’deydi. Bir önceki yazımda Türkiye’de giderek derinleşen işsizliğin nedenlerini sıralamış, hızlı özelleştirmelerin işsizlik oranındaki artışlara etkisine değinmiştim. İşte Tekel işçilerinin demokratik direnişlerinin altında yatan sebep tam olarak da budur… Geçtiğimiz yıl özelleştirilen tekel işletmelerine bağlı sigara fabrikalarının bazıları kapandı; bazıları da işçilerini taşeron işletmelere devretmekteler. Tekel işçileri, iş yasasına eklenen 4C kuralı gereğince fabrikaların özelleştirilmelerinden itibaren 10 ay müddetle işlerine devam edebiliyor. Sonra ya işsiz kalacaklar ya da taşeron işletmelere devredilecekler. Aslında bu durum daha önceki özelleştirmelerde de yürürlüğe konmuş, özelleştirilen kamu işletmelerinin işçilerinin bir kısmı taşeron şirketlere geçmiş, bir kısmı tazminatlarını alarak işlerinden ayrılmışlardı. Ekonomik krizin derinliğini işten ayrılanlar anlayıverdiler. İşsizler ordusuna katılanlar yeniden iş bulamadılar. Taşeron işletmelerin işçileri olmayı kabul edenler ise, kısa zaman aralıklarıyla işlerinden çıkarıldılar; yerlerine asgari ücretli yenileri alındı. Bu örnekleri gören Tekel işçileri, aynı durumu yaşamamak için demokratik haklarını kullanarak toplumun dikkatini çekmek üzere Ankara’nın göbeğinde eylem başlattılar. Basın organları bir yığın nefes nefese kalmış görünümdeki kadın-erkek televizyon çalışanının ağzından süslü cümlelerle Tekel İşçileri haberlerine yer veriyorsa da hiç birisi Tekel İşçilerinin ne istediklerini tam olarak anlatmıyorlar. O zaman haydi biz söyleyelim: Tekel İşçileri kapanmakta olan fabrikalarından çıkarılırken bir başka kamu şirketine özlük haklarıyla birlikte işe alınma garantisi istiyorlar… Bu isteğin özü, yaşlanan bedenleri karşılığında biriken emekleri için bir devlet güvencesi talebidir. Sosyal devletin vatandaşları olma, karınca kaderince aileleri ile birlikte geçinebilme, vatandaşı oldukları devletin koruyucu kollarında yaşlılık güvencelerine ulaşma talebidir. Bu talep ideolojik değildir ve olamaz… Sadece ve sadece vahşileşen dünyada beden emekçilerinin onurlarıyla ayakta kalabilme talebidir. O’nlar biliyorlar ki, bu hakkı elde edemezlerse, işsiz ve aç yaşamaya, barınmaya çalışan diğer insanların kalabalığına eklenecekler, işçi olma haysiyetini kaybedeceklerdir. Yine O’nlar biliyorlar ki, işsiz kalmalarının nedeni, çalıştıkları Tekel fabrikalarının özelleştirilmesidir… Bu nedenle özelleştirmelere karşı söylemleri var. Bu söylem, O’nlar açısından asla ideolojik olamaz. Sadece gerçeğin kendilerine batan sivri ucunu dile getirmeleri olabilir. Batılı tüm ülkelerin sendikaları, Tekel işçilerinin direnişinin nedenlerini açıkça anladıkları gibi destek vermekten de kaçınmıyorlar. Bilmem dikkatlerinizi çekti mi; Ocak 2010’un ilk günlerinde, aralarında ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerin de bulunduğu 93 ülkenin sendikaları Tekel işçilerinin demokratik eylemlerine destek mesajları yayınladılar. Zaman zaman her birinden birkaç temsilci Tekel İşçilerine destek ziyaretinde bulunuyor. Hükümet ise, onların taleplerini dikkate almıyor. Demokratik eylem Ankara’nın soğuk kışında kararlılıkla sürerken, bir yandan genel grev çağrıları, diğer yandan da, işçi sendikaları dışında pek çok sivil toplum kuruluşunun, aydınların, Mimar ve Mühendis Odaları’nın, Türk Tabip Odaları’nın eyleme destekleri büyüyor. Bu destekler belki de Tekel İşçilerinin taleplerinin hükümet nezdinde bir miktar olsun karşılanmasını sağlayacaktır umarız ?..
www.soruyusormak.com |