
Yazmak tuhaf bir şey,
Konuşmak gibi değil.
Yazmak; tasarladığınız, gerçekte var olmayan, ama nitelikleri sizce tasarlanmış soyut bir insana yönelik bir şeyler "söylemek"ten ibaret... Ancak ondan azade bir şey.
Yazmak; yazdığınız an ve vardığınız düşünce ya da duygu ile hesaplaşmak… gibi bir şey.
Sanki kendi kafatasınızda belirlediğiniz bir kişiye yazıyormuş gibi yaparak, kendi suyuna tirit, olağanüstü ciddi bir "muhabbet"e verilen isim yazmak...
Örneğin, bu sitede yazılanlar...
Bu satırlar, bu cümleler ve bu satırlarla cümlelerin arasına sıkışmış heyecan, öfke, düşünce ve tutkular yumağı... siz onları toparlayıp, sayfalara yerleştirdikten sonra… nereye gidiyorlar?.. İşte bunu bilemiyorsunuz!
Siz sadece yazıyorsunuz.
Sonra?.. Sonra, yine yazıyorsunuz,.
Herhalde, bir yerlerde, bir odada, bir salonda, bir internet-kafe'de, bir alın kırışmasında, hayatın çarkına verilen bir küçük mola aralığında okunması umulan, satırlar ve cümleler...
Ancak… Yazma ediminin, insanı bir yerlere götürdüğü apaçık bir gerçek.
Böyle bir uğraşın peşine takılan, kendi keyfinin patikasında başıboş [ya da özgürce] gezinmeyi kanıksamış olan bir insanın, düşüncesinde belirli koordinatlar oluşuyor, bu da kesin…
Hatta yazı yazmaya başlayan insanın düşleri [dahi] artık eskisi kadar özgür ve "dediğim dedik, çaldığım düdük", değil; alın size bir gerçek daha...
Ünlü bir düşünür şöyle buyuruyor:
- Bir insanın düşüncesini, düşlerini, tasarılarını ve tasarımlarını, matematiksel bir düzlemde, doğanın ve toplumun nedenselliğinin akışı içine bırakırsanız, artık o insanın bir yerlerden kalkıp, bir yerlere varması kaçınılmaz bir hale gelir…
Ve bir kez yola çıkmışsanız eğer… Önemli olan; vardığınız yer değil; yolun [bizatihi] kendisi olur… Yani, gitmekte oluşunuz durumu, ana hedefi olur, çıkar...
Bu yol, tabii ki, bir takım istasyonlara uğrayacaktır, dinlenecekti; soluklanacaktır…
Ama yol, yoldur!..
O yolun içinde kalmaya karar veren de, yolcu!..
Yola çıkan ve yolunda sebat eden, mutlaka bir yerlere varacaktır; bir menzile ulaşacaktır...
Varılan yer, hedeflenen yer olamasa dahi, hareket edilen yerden oldukça farklıdır.
Şimdi, bu ilk bakışta ve karşıdan bakıldığında biraz karmaşık gibi görünen yol, koordinatlar, matematik, nedensellik ve falan ve filan gibi kavramlar, var ya... İşte bütün bunların hepsi, aynı bir “öz”ün, birbirinden farklı yönlerinin biteviye tekrarlanarak üst üste eklenmesinden başka bir şey değildir.
Netice olarak; yazmak, bir hesaplaşmadır.
Her masanın başına oturduğunuzda, sorumluluklarınızla, ahlaki ilkelerinizle, idealleriniz, zaaflarınız, çirkinlikleriniz ve neyiniz var / neyiniz yok, hepsiyle… yeniden yapılması gereken bir muhasebedir.
Yazmak, gerçek anlamda bir "çalışma"dır.
Klavyenin her tuşuna vuruşta yeniden ve tekrar gözden geçirmeye mecbur olunan, dingin ve gergin, güçlü ve etkin, dişe/diş bir didişmedir yazmak...
Evet, didişmedir.
Rüzgarı yazmak... Tutkuları yazmak... Denizi, gülü, bülbülü yazmak...
Ve bir de acılı insanların, yoksul ve sömürülen bir halkın geleceğini aydınlatmak için yazmak!..
Ufku daraltılmış, iğdiş edilerek devşirilmiş o garip aydın tipinin foyasını gün yüzüne çıkartabilmek için yazmak...
Evet, yorucu bir iş bu uğraş.
Ve gerçek bir çalışma.
Arınmak.
Yıkanmak.
Ve uygar bir insan olma yolunda, her gün biraz daha, her an bir adım daha atarak, çıtayı yükseltme uğraşında, "Kerem gibi yana yana...", sarp dağlara tırmanmaktır, yazmak…
İşte bu biçimde anlatmaya çabaladığım türden bir emeğin ürünüdür "tık"ladığınız bu sayfanın içinde yar alan bu satırlar.
Böylesine bir ter, bu yönlü bir içtenlik ve öylesine bir esintidir, anlayacağınız...
www.soruyusormak.com